İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yabancılaşma

DSC00926

20li yaşlarımdaydım. 16 yaşından beri okuldan arta kalan zamanlarda kendi şirketimizde çalışıyordum. Farklı yerleri görmek, başka sistemleri tanımak arzusuyla 20li yaşlarımın başında, üniversite yılları sırasında, hatırı sayılır sayıda firmada stajlar ayarladım. Bazı firmalarda en uzunu bir yılı geçmeyen sürelerle çalıştım da. İlk paramı kuzenimle Ortaköy’de eğlencesine açtığımız tezgahta kazandım. Sanırım 8 ya da 9 yaşındaydım. İlk stajımı 11 yaşında atölyede mum basarak yaptım. İlk pazarlama seyahatine 13 yaşında güney turuna çıkarak katıldım. Haciz memuruyla ilk karşılaşmamız 12 yaşında oldu. 14 yaşında ilk defa kendime ait bir ürün ürettim ve sattım. 11 yaşından itibaren her gün okulun bitmesini ve gerçek hayatın başlamasını bekledim. Okul benimle iş arasına girmiş bir engeldi; bir an önce aşılması gerekliydi. Önce çalışanların parasını ödeyip, sonra evine aç giden bir patronun saygı duyulacak bir insan olduğunu öğrenerek yetiştirilmiştim. Gerçekleştirilemeyecek bir vaadin söze dökülmemesi gerektiğini, ağzımdan çıkan her lafın arkasında durmak zorunda olduğumu öğrenerek. Arkasında durabileceğin kadar konuşmak işin raconuydu. Piyasanın bir kültürü, iş yapışın biçimleri ve her şeyin bir yolu yordamı vardı.

Başka firmaları ve düzenleri tanıdıkça bizimkinden daha iyi, daha doğru olduğunu düşündüğüm büyük sistemlere olan inancımı yitirdim. “Önce şu excel tablolarını bir hazırla, hakkıyla copy paste yapmayı öğren, sonra firma yönetirsin” nidaları içinde çek ciro edebiliyor olmamın kimse tarafından önemsenmemiş olması, kredi çekmeyi bilmeyen, tefeciyle tanışmamış, hiçbir genel müdür veya yatırımcıyla aynı masaya oturmamış insanların bana ahkam kesmiş olması, 20li yaşlardaki beni hayli incitmişti. Seyahat etmek isteyen bir insana önce okulunu bitirmesini, bir şey icat etmek isteyen insana önce bir yere girip çalışmasını, vizyon geliştirebilen insana önce itaat etmeyi öğrenmesini, kendi işini yapmak isteyen bir insana önce boyun eğmesini, umut dolu bir insana önce haddini bilmesini salık veren, yetkinliğe değil yaşa, bilgiye değil küstahlığa değer veren yozlaşmış bir kültürde, karanlıkta yol gösteren insanlara saygı duyulmasını beklemek sanırım fazlasıyla optimist bir tutum.

20li yaşlarımda daha fazlasını verme arzusuyla yanıp tutuşurken benden istenilenlerin yapabileceklerimin altında kalmasından duyduğum rahatsızlığı dile getirdiğimde haddimi bilmeyişimin yarattığı şaşkınlıkla suratıma bakan insanları düşündüğümde ve bugünden düne baktığımda kendimde gördüğüm baskın his küstahlık değil, takdir edilme arzusu. Geçen yıllar içinde yaptığım işlere katabildiğim yenilikler; çerçeveyi doğru oluşturabilmek, sistematik düşünebilmek, analiz ve sentez yapabilmek, sebep sonuç ilişkisi içinde gelecek hedefleri belirleyebilmek oldu. Bunların nüvelerinin karakterimde hep olduğunu düşünüyorum. Bu özellikleri geliştirense copy paste veya umutlarımı törpülemeyi kendine amaç edinmiş kişiler değildi. Yüzmek suda öğrenilir. Tüm can sıkıntılarıma rağmen çıkarlarımla yönetilmemeyi ve çıkarıma uygun hareket etmemeyi seçmiş olmam bana her şeyi öğreten tek doğru oldu. Bana bu yolu gösterene müteşekkirim.

İnsanlığın kendi kültürünün gelişimi önündeki en büyük engeli bence Marks’ın “yabancılaşma” yaklaşımı özetliyor. Bu, kendini sisteme teslim eden ve sistemin kendisi tarafından kurulduğunu unutan, dışarıdan bakabilme kabiliyetini yitirmiş herkes için ürkütücü bir tehdit. Sistem körlüğü; yıllarını inandıklarını unutarak ve başka bir yolları olmadığı için içinde bulundukları yolu tercih ettiklerine kendilerini inandırarak geçiren pek çok insan tarafından besleniyor. Bir zamanların vizyon sahibi ve umut dolu insanları kendi canlılıklarını da içeren pek çok insani değerden mahrumlar. Bu değerlerin bir kısmı doğruları da dışarıda bırakan kalın savunma duvarlarına, diğer bir kısmı ise bulundukları pozisyonun gerektirdiği konjonktüre feda edilmiş. Bu konuda sistemi suçlamak, sistemi kuran insanı görmezden gelmek olur. Amaçlarımızı ve hedeflerimizi doğru belirlemezsek kendi işlerimizi kolaylaştırmak için kurduğumuz sistemler bizim üstümüzde ve bize egemen olurlar. Tek hedefi düzene hizmet etmek olan, başka çaresi olmadığı için emirleri kabul eden insanların tarihte neleri yapmaya muktedir olduklarını hepimiz biliyoruz. Yetişkin olmak yaptığı seçimlerin sorumluluğunu taşımak demek. Yetkin olanlara saçına, başına ve yaşına bakmadan yol açmak, sisteme değil insanlık kültürünün devamlılığına hizmet etmek gelecek için yapılabilecek en önemli hamle. Kurumsal hayatta bulunduğunuz pozisyonları koruma çabası, koltuk sevdasından pek de farklı değil. Bu kültürü oluşturan aktörlerden biri olduğunuzu unutarak attığınız her adım yetişkinlikten uzaklaştığınız anlamına geliyor. Sorumluğu üstünüzden atmaya çalışsanız da insanlık kültürüne ve çoğunluğun refahına hizmet etmiyor olmak gelecek nesillere bırakılan her olumsuzlukta sizin de payınız olduğu anlamına geliyor.

Seçim sizin!