Tasarımın Dönüştürücü Gücü 9/11

Tasarım ve Zanaat İlişkisi 4/4

85670028

Geldiğimiz noktada zanaatın kendini yeniden üretmesi gerektiğine inanıyorum. Bu alanda son yıllarda üniversitelerin de içinde yer aldığı pek çok proje yapılmıştır. Ayrıca zanaat konusu, sanatçılar tarafından da zaman zaman ele alınmıştır. Dünyadaki genel yaklaşımın, zanaatkarları üretim tesisineindirgemek yönünde geliştiği görülmektedir. Bu bakışta nihai üründen çok teknik ön plana çıkmış ve dünyada ayakta kalmayı başaran el emeğine dayalı üretim yapan mevcut atölyelerden çıkan ürünler iyi ihtimalle “otantik” olduğu için satılmaya başlanmıştır. Zanaat üretime indirgenmiş olsa da sivil toplum örgütleri sayesinde bu yaklaşım olumlu bir biçime dönüşmüştür; kadın emeğini güçlendirme, fakirlikle mücadele, girişimciliği destekleme vb. alanlara odaklanmış sivil toplum aktörleri, üretimi hem bir araç hem de bir hedef olarak görerek toplumsal dönüşüme katkı sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bu bağlamda zanaatın dönüşümü, ustalık gerektiren bir alanda beceri ve yeteneklerini mümkün olduğunca geliştirmiş bir grubun, makinalarla desteklenmiş bir tesisi, her girişimcinin bilmek zorunda olduğu kurallara ve iş dünyasına bağlı kalarak işletmesi ve ürünlerini tasarımla farklılaştırması ile mümkündür. Ancak gelişen üretim yöntemleri ve yapay zekanın hayatımıza girmesiyle birlikte, zanaatın dört yönde gelişeceği ve gelecekte bugün bildiğimiz atölyelerin çok azının varlığını sürdürebileceğini söyleyebiliriz. Atölyelerin küçük bir kısmının markalaşacağını, tasarımcılarla farklılaşarak ortaklıklar kuracağını veya tasarımcıların markalarına hizmet eder hale geleceğini, yine küçük bir kısmının büyük markalar tarafından satın alınarak markaya bağlı çalışacağını ve büyük bir kısmını yardım sektörü diye adlandırdığımız alanda büyük perakendeciler, kurumsal firmalar ve büyük sivil toplumları tarafından projelendirileceğini öngörebiliriz.

Tasarımcı ve zanaatkarın birlikte hareket edebilmesi için özveri gerekmektedir. Sektörün kendini yeniden yapılandırması ve sadece bir üretimhane olmanın ötesine geçmesi, bugünün koşullarında ancak geleneksel üretim tekniklerine farklı bir yorum getirmesiyle mümkündür. Bunu tasarımcı yapabilir. Bu da ancak tasarımcı, zanaatkarın ustalığına saygı duyarsa mümkündür. Moda karşıtlığı ile kendilerine kimlik edinmiş markaların izlediği modelde olduğu gibi bugün de tasarımın, seri imalatla mahkum edildiği tekdüzeliği, zanaatı dönüştürerek kırması mümkün görünmektedir. Bu hem tasarımın geçici-kalıcı ilişkisini yeniden tanımlayacak hem de dünya çapında hala potansiyelini gerçekleştirmemiş zanaatkarları sisteme kazandıracaktır. Günümüzde hiçbir girişim sürdürülebilir bir gelir modeli olmadan ayakta kalamaz. Zanaatın özellikle küçük üreticiler, dezavantajlı bölgeler ve gruplar için önemli bir gelir kaynağı olduğu bilinmektedir. Küçük üreticilerin yaşatılması bölgesel kalkınma için önemli olduğu kadar toplumsal dönüşüm için de kıymetli bir anahtardır. Son yıllarda uluslararası tasarım fuarlarının içinde el sanatları için ayrı bir bölüm açılması eş zamanlı olarak el sanatlarıyla ilgili fuarların içinde tasarım bölümlerinin açılması tesadüf değildir.

 Tasarım bir taraftan kalıcı olmanın yöntemlerini araştırırken bir taraftan da günlük pratikte seri üretime dayılı tüketim ekonomisinin yarattığı koşullara adapte olarak geçici, uçucubir kimlik kazanmıştır. Üretim modeli ve tasarım arasında yoğun bir ilişki olduğu, her ikisinin de etkileşim sonucu bir diğerini geliştirme potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Kalıcılığın yöntemlerini araştırırken farklı disiplinlerin bir arada hareket edebilmesiyle artık çok disiplinli yaklaşımlardan sadece tasarım, mimari, teknoloji, mühendislik gibi farklı mesleklerin birlikteliği değil, sosyoloji-tasarım, psikoloji-tasarım ilişkileri de kastedilmektedir. Bu durumda toplumsal dönüşüm, entegrasyon gibi alanlarda tasarımın katkısını tartışmak, bir yaklaşımı, bir öğrenme biçimini tasarım üzerinden ihtiyaç duyan bir gruba aktarmak mümkün olabilir.