Tasarımın Dönüştürücü Gücü 6/11

Tasarım ve Zanaat İlişkisi 1/4

DSC_1372

Atölyeye ilk kez ayak bastığımda 11 yaşındaydım. Kapalıçarşı turistik bir yer değildi. Üreticiler son derece kapalı ve mesafeliydi. Sanki gizli bir teşkilata bağlıymışçasına ritüellerine ve sırlarına tutkunlardı. Büyüleyici, bir o kadar da korkutucuydu. Usta çırak ilişkisi üzerinden ilerleyen bir sistem oluşturulmuştu. Esnafların ve atölyelerin ilişkileri, tamamen güvene dayalıydı. Hiçbir yazılı kural olmamasına karşın son derece ağır yasalarla yönetilen, sözlü hukuka dayalı bir teşkilattı. Zanaatı, belirli bir ustalık gerektiren ve alet kullanımına dayanan beceriler bütünüyle üretim yapmak şeklinde tanımlayabilirim. Bu anlamda belli bir dönemin üretim biçiminin zanaat olduğu varsayımında bulunmak yanlış olmayacaktır.

Sanayi devrimiyle birlikte değişen üretim modeli, zanaatkarların da konumunun farklı bir yere kaymasına sebep olmuştur. Bugün zanaatkarlar tüm üretimlerini baştan sona el becerilerini kullanarak yapmasalar da uzmanlıkları nedeniyle zanaatkar sayılmaktadırlar. Günümüzde metal döküm atölyelerinde üretimin bazı aşamaları artık makinalar, yazıcılar ve robotlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Buna rağmen çeşitli işlerde yazıcılar, çeşitli işlerdeyse ustalar daha başarılılar. Bu ayrımı yaparak üretimi doğru yönlendirmek bile bir tecrübe ve ustalık gerektirmektedir.

Benim çocukluğumda henüz tasarım kavramı Türkiye’de tam anlamıyla oturmamıştı. Aslında hala oluşum aşamasında olduğu da söylenebilir. O yıllarda yaratıcılık ve üretimin iç içe geçmiş iki kavram olduğunu, üreticilerin daima kendilerini yaratıcı bulduklarını söyleyebilirim. Sonraki yıllarda karşıma çıkan usta-tasarımcı polemiklerinin belki de pek çoğu, Türkiye’de zanaatkarların, tasarımcılardan daha eski bir tarihe sahip olmasından kaynaklanıyordur. 1980’li ve 1990’lı yıllar Türkiye’de hala çeşitli meslek kollarının duayenler tarafından kurulduğu, ilk ve öncü sayılacak kişilerin çeşitli meslekleri Türkiye’de ilk kez temsil ettiği yıllardı. Net bir şekilde hatırladığım, mesleklerin isminin konulmadığı zamanlarda herkesin yaptığı işi mütevazilik içinde gerçekleştirdiğidir. Odak nihai olarak üründedir. Günün sonunda işi masanın üzerine koyan, hayali gerçeğe çevirebilen güçlüdür. Hakikat elle tutulup gözle görülendir ve sistem kurucu bunu gerçekleştirebilen ustadır. Çarşıda usta zanaatkardır. Zanaatkar, yaptığı işte ustalaşarak bunu sanatı haline getirmiş kişidir. Kapalıçarşı’da üretim ustadan çırağa doğru inerken ustalık bir miktar azalır. Hiçbir usta çırağına asıl sırrını tam olarak vermez. Bu gizli hüneri her nesil kendisi tekrar üretmek zorundadır. Bu bir taraftan herkesin kendi yoğurt yiyişini bulmasına olanak sağlasa da en azından belli bir süre için ustalaşan çırağın, ustası kadar iyi üretememesine sebep olur.