Tasarımın Dönüştürücü Gücü 4/11

Tasarım ve Sürdürülebilirlik 2/3

DSC_1177

Tasarım süreci, kontrol edilebilen ve edilemeyen unsurlardan oluşmaktadır. Tasarım düşünüşü, tasarımın başlangıçtan hedefe doğru ilerleyen sürecini, tasarımcıların bir yol haritası olarak kullanabilmelerine olanak sağlamak için teorileştirilmiştir. Bu süreçlerin ana başlıkları formüle etmek, harekete geçmek, temsil etmek, değerlendirmek ve yansıtmaktır. (Lawson, 2005)

Tasarım süreci bir farkındalıkla başlar. Günümüzde tasarım yaklaşımı farklı alanlarda da uygulanmaya başlanmıştır. Ancak tasarımı mekanik bir süreç olarak görürsek ve sezgiselliği bir kenara bırakırsak o zaman çok önemli bir değeri gözden kaçırmış oluruz.

Yaratıcılık, var olmayan bir ürünü ortaya koymaktır. Ancak sezgisellik yaratıcılığın doğuşunu sağlayacak uygun koşulları oluşturur. Bir kişinin kendi bütünlüğünü oluşturarak bunu ortaya koyabilmesi teknik beceriler ve yetenekle sezgiselliğin buluştuğu noktada yaratıcılığın akmasıyla mümkündür.(Macnab, 2012, s. 10)

Bizler, bütün olarak parçalarımızın toplamından daha fazlasını ifade ediyor ve gerçekleştirebiliyoruz. Tek başımıza gerçekleştirmekte zorlandığımız hedeflere örgütlü bir birliktelik içinde kolaylıkla ulaşabiliyor, imkansız diyebileceğimiz işleri başarıyoruz. Sistem tasarımları ve yönetim biçimleri üzerine geliştirilen yaklaşımlarda tarihsel olarak insan örgüsü geri plana atılmış ve Taylorizmden günümüze kadar genel eğilim insanı içeren sistemleri de mekanik bir kurgu içinde ele almak yönünde olmuştur.

“Kant doğadaki sistemleri incelerken döngünün içinde saklı olanı açığa çıkarmaya odaklı olduğunu yazmıştır. Belli bir hedefi olmaksızın içinde saklı olanı açığa çıkararak bir bütünü, ulaşılacak bütünü hedef olarak belirlemeksizin, oluşturduğundan bahseder. Ancak Kant’ın bunun insanı içeren durumlarda farklı olabileceğini belirtmesine ve insanı içeren durumları kapsayan farklı bir yaklaşımı savunmasına karşın yönetim sistemleri bütünün parçaların toplamından fazlası olduğu yaklaşımına sırtını dönmüştür.(Stacey, 2007, s. 23-42)”