İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kurumların Bekası ve Egolarımız Üzerine

A path in a spruce forest

İşini iyi yapmak bir ahlak kuralı, etik bir değer… 80’lerin hızlı para kazanma hayalleri belki de bugün yaşanan erozyonun başlangıcı olmuştur. Eğer işle özel hayatımız arasında bir denge oluşturabilmek, bu dengeyi koruyabilmek ve insan kalabilmek birincil önceliğimizse, günün getirdikleri ve vahşi mücadele bizi hayli zorlayacak bir niteliktedir. Meslek etiği dayanışmayı destekleyen ve birlikte büyümeyi mümkün kılan bir ortam hazırlar. Eski Kapalıçarşı kuyumcularının meslektaşlarına dükkan açabilmeleri için aralarında altın toplayıp teslim etmesi konuya uygun bir örnektir. Güvenilir bir esnaf sadece sözle, saatler içerisinde bir dükkanı dolduracak kadar altını, sorgusuz sualsiz, çeksiz senetsiz piyasadan toplayabilirdi. Etik değerlerin öncelikli olduğu sağlık, psikiyatri, adalet gibi alanlarda çalışan kişiler de bir nevi toplum hizmetkarı olarak görev yaptıkları için, mesleği yüceltmek ve geliştirmek adına bildiklerini ve bulduklarını kendilerine saklamak yerine paylaşmayı tercih ederler/di.

İnsanlık kültürünün yer çekimine karşı koyarak girdiği mücadelede ileriye gidebilmesi ve kalıcı bir kültür oluşturabilmesi ancak bu yaklaşımla mümkün olmuştur. Bir kurumun ve/veya sistemin varlığını devam ettiren en önemli unsurlardan biri, karlılığın ötesinde bir amacı, bir vizyonu, söyleyecek bir sözü, bir vaadi olmasıdır. Bu vaad yüzeysellikten ne kadar uzaksa o kadar kalıcıdır. İster tarihçi olun ister işinsanı, ister reklamcı, ister tüccar önünüze sizden daha büyük bir amaca hizmet etme fırsatı çıkarsa ve bu amaç bir sistemin çıkarına değil de insanlık kültürüne hizmet ediyorsa hırslarınıza yenik düşmeyin, egonuzu değil varoluşu seçin!