İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kültür Üçgeni

Abstract concept network, communication, social networking, connection.

Her insan gibi her firma da özgün bir yapıya sahip. Firmayı şekillendiren, geliştiren, kültürünü belirleyen kolektifin izleri her alanda kendini gösterir. Kurumsallaşma süreçlerinde de tıpkı farklı alanların iyileştirilmesini temel alan diğer yaklaşımlarda olduğu gibi, sorunları belirli gruplar altında toplayarak ve sınıflandırarak reçeteler oluşturma eğilimi taşıyoruz. Popüler olan akımları sorgulamadan kabul etmek ve uygulamak mevcut problemleri çözebilse de yenilerini oluşturuyor. Popüler bir yaklaşım, varlığının temellendirdiği veya çözmekte yetersiz kaldığı sorunları çözecek yeni bir yaklaşım popülerleşene dek bize hizmet etmeye devam ediyor. Meselelere tek açıdan yaklaşan yöntemler, sistemlerden öğrenme ve sistemle gelişme, bir bütün olma alanlarında genellikle yetersiz kalıyor. Farklı disiplinlerin enginliğinden yararlanmak ve gerekli durumlarda yöntem ve araç değiştirmekten çekinmemek gerekir. Duruma uygun çözüm geliştirebilmek sonuçta bir meziyettir.

Elimizdeki cevap anahtarına göre sorunları tanımlamaya ve bildiğimiz gruplar altında kümelemeye çabalamak, çözüme giden yolda hayli yüzeysel bir yaklaşım olacaktır. Her yapıyı, her bireyi olduğu gibi eşsiz bütünlüğü içinde algılamak ve ona uygun yol haritasını oluşturarak, değişim yolculuğunda ona eşlik etmek daha fazla emek ve vakit isteyen bir çalışmadır. Sürdürülebilir bir sistem oluşturmanın tek yolu bu emeği harcamaktan geçiyor. Aksi takdirde ancak geçici çözümler elde etmek mümkün.

Kurumsallaşmanın getirdiği hantallığı tartıştığımız bugünlerde esnek ve öğrenen organizasyonları kurmak, şekillendirmek ve geliştirmek yeni bir örgütlenme ve iş yapış biçimine duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Hiçbir değişiklik ya da yenilik ekonomik sistemden bağımsız gelişemez. Ekonomik modellerle ilişki kurmayan hiçbir sistem günümüz dünyasında var olamaz veya uzun vadede tutunamaz. İş modellerindeki değişimler de mevcut sistemlerden gerekli verim alınamadığı için gerçekleşmiştir. Daha önce insanların verimli çalışmasını sağlayan bir sistem, bugünün koşullarında gerekli verimi sağlayamıyorsa ve/veya insanları motive eden unsurlar yetersiz kalıyorsa o zaman yeni bir sisteme ihtiyaç duyulur. Bütün mesele sistemin mevcut ve/veya gelişen ihtiyaçlara ne kadar cevap verip veremediğidir.

Hem bu sistemler hem süreçler konjonktürden bağımsız olmamakla beraber organiktir. Hakiki ve kalıcı bir sitem oluşturmak ve bu sistemin devamlılığını sağlamak sabır ve emek işidir. Günü kurtarma aceleciliği, kendini ispat çabası ve ego savaşlarıyla şekillenen genel yıkıcılığın içinde bir kimlik ve kültür oluşturmak da aktarım da mümkün olmaz. Böyle bir durumda basitçe yozlaşma ve erozyon sürekli bir aşınma ortamı doğurur. Eğer bu negatif unsurlar sistemde görünmüyor veya sistem kurucular tarafından hissedilmiyorsa mutlaka başka bir mekanizma veya kişi/kişiler tarafından absorbe ediliyordur. Bu durumda sistem ancak bu hastalandırıcı basınca maruz kalan taşıyıcılar dayanabildiği sürece “sağlamdır”.