Kategori arşivi: Gelecek

İş Terapisi Nedir?

IMG_3181

Belki patronunuzla, belki çalışanlarınız veya iş arkadaşlarınızla sorun yaşıyor olabilirsiniz. Kariyerinizde istediğiniz noktaya ulaşamadığınızı, hak ettiğiniz saygıyı görmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Kendi işinizi kurmak istiyor ama cesaret mi edemiyorsunuz? İş yerinizden ve çalıştığınız ortamdan mutsuz musunuz?

Bazen değiştirmekte güçlük çektiğimiz durumların içinde hapsolmuş gibi hissederiz. Keşkelerle başlayan, sankilerle devam eden cümlelerin ardı arkası kesilmez. Değişmesini istediğimiz şeylerin listesi uzar gider…

Her sistem parçalarıyla bir bütündür. Bütün daima parçaların toplamından fazlasıdır. Parçalar hem bütünü oluştururlar hem de kendi biricik varlıklarını korurlar. Değişimi arzu ettiğimiz noktada buna sistemden karşılık alamamak bizi çok ama çok mutsuz eder, bazen çaresizliğe kapılırız. Bu sıkıntıyı özel hayatımızla iş hayatımızın dengesini kuramadığımız zamanlarda daha da çok hissederiz. Oysa en çaresiz hissettiğimiz anlarda bile farklı bir perspektiften bakmak bize başka bir ihtimal olduğunu gösterir.

Bizler de sistemin parçası olduğumuza göre sistemi kendimizden başlayarak değiştirebiliriz. Yeter ki harekete geçelim…

İş terapisinde yaptığımız 8-12 kişiden oluşan sabit gruplarla haftalık düzenli toplantılar gerçekleştirerek birbirimize farklı perspektifler geliştirme konusunda yardım etmektir.

Sorunlarımıza farklı açılardan yaklaşmak, grup bilincini ve takım ruhunu anlamak, içselleştirmek bizleri hem bireysel hem de profesyonel anlamda geliştirir.

Biz olayları farklı değerlendirdiğimizde değişmeyeceğini düşündüğümüz pek çok şeyin aslında sandığımız kadar dönüşüme kapalı olmadığını anlarız.

İnsanın temel hedefi özel hayatı ve iş yaşamı arasında bir denge kurabilmesiyse bu ancak insanın doğal ihtiyaçlarına uygun bir çalışma biçimi ile gerçekleşebilir.

Kendimizi gerçekleştirebildiğimiz bir çalışma ortamı yaratmak için değişime şimdi, kendimizden başlayabiliriz. Ancak bu yolla başarı üçgeni oluşturabiliriz. Başarı üçgeni; sosyal, duygusal ve mesleki denge, huzur ve verimliliktir. 

Katılım koşulları ve yeni gruplar için irtibata geçin. KaracaErdem, ke@karacaerdem.com

Nefes Alan Organizasyonlar

Beautiful nature at morning in the misty spring forest with sun rays

Seminerler, eğitimler, motivasyon toplantıları ve geziler, performans değerlendirmeleri, ödüller ve bonuslar. Teknoloji ile desteklenen üretim ve hizmet süreçleri… Değişen piyasa ve pazar koşulları, rakipler ve müşterilerin talepleri. Acımasız bir rekabet ortamı. Bölümler, departmanlar arası kopukluklar, iç müşteri sorunları, performans kayıpları, yetenekli ve kıdemli çalışanları kaybetmek… Çalışan memnuniyeti ve performans üzerine kurulu bir sistem. Suçu dışarı atmaya, çözümü de dışarıda aramaya şartlanmış bir yapı. Bitmek bilmeyen eğitim ve seminerlere boğulan çalışanlar… İlerlemenin sadece bir umuda dönüştüğü kısır döngü.

Son yılların en popüler yaklaşımlarından Öğrenen Organizasyonlar bu soruna karşı alternatif bir çözüm olarak geliştirildi. Şimdi geçmiş tecrübelerin, güncel sorunların ve bugünün gerekliliklerinin ışığında çıtayı bir kademe daha yükseltiyoruz. Öğrenen organizasyonlara alternatif Nefes Alan Organizasyonlar geliyor. Nedir Nefes Alan Organizasyonlar?

1)   Çözümü dışarda değil içerde ararlar.

Firma kültürü, çalışanların beklentileriyle örtüşür. Kişisel sorunların, gündelik meselelerin ortak hedefleri zedelemesine izin vermezler. Firma içinde dayanışma, dışında rekabet esastır. Grup daima bireyin önündedir. Firmanın vaatleri çalışanlar ve toplum için uyumlu, tutarlı bir bütünlük oluşturur. Para kazanmanın ötesinde sosyal ve toplumsal hedefler belirlenmiştir. Sistemde sorumluluk alan yetişkinler yetkindir.

2)   Kendilerine karşı eleştirilerdirler.

Her şeyin en iyisini bildiklerini iddia etmezler ama ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çabalarlar. Öğrenmeye açtırlar. Mütevazidirler ama kendilerinden emindirler. Eleştirinin zayıflık değil öğrenmek ve gelişmek için bir fırsat olduğunu bilirler. Grup içinde dayanışma yüksek olduğu için ekip birbirinin eksiğini tamamlamaya çalışır. Düzenli toplantılarla bilenler bilmeyenlere bildiklerini aktarırlar. Zayıf yanlar açıkça konuşulur, güçlenmenin yolları birlikte bulunur.

3)   İnsan makineden kıymetlidir.

Böyle bir firmanın kültüründe kurum insana önem ve değer verir. Bu sözde bir değer değildir. Yapıyı bireylerin oluşturduğunun bilince bir yönetim vardır. Sosyal ortamın ve bireysel ilişkilerin insanın doğasına ve temel ihtiyaçlarına uygun olmasına özen gösterilir. Dengeli bir sosyoteknik sistem oluşturulması teknoloji hayranlığından ve makine hakimiyetinden önce gelir.

4)   Sürekli değişime inanırlar.

Değişimin geçici, dönemsel bir aktivite olmadığını bir süreç olduğunu bilirler. Değişimi içselleştiren kurumlarsa değişimi süreç değil sürekli büyüme ve gelişme olarak algılarlar. Tıpkı hücrelerimizin her nefeste yenilenmesi gibi bir yapının canlılığının da ancak değişimin içselleştirilmiş bir kültüre dönüşmesiyle mümkün olacağını bilirler.

5)   Performans ve verimliliğin taleple artmayacağını bilirler.

Arzuların ve iyi niyetin her zaman sonuç almak için yeterli olmadığını hepimiz biliriz. Kurduğumuz sistemler her zaman istediğimiz sonuçları vermezler. Oluşturabildiklerimiz bilgimiz, tecrübemiz, kapasitemiz, enerjimiz, ön görülerimiz ve daha pek çok bileşen ile “dışarısının” dengesinde hayat bulur. Dışarısı ekonomik koşullar, pazar, tedarikçilerimiz ve 3. partiler dahil bize bağlı olan ve olmayan dış çevredir. İnsanı da kendi çevresinden bağımsız hayal etmemiz mümkün değildir. Firma içinde bireyi çevreleyen diğer kişiler, departman, bölüm ve birimler çevreyi oluşturur. Grup ve takım bilincinin oluşturulduğu durumlardaysa bu çevre “grubun” dışında yer alan diğer grup ve departmanlardır. Performans ve verimlilik ancak ritmi doğru atan bir organizasyonda elde edilir. Nefes Alan Organizasyon bunu gerektirir.

6)   Kurum verimliliğinin bir denge işi olduğunu ve süreklilik gerektirdiğini bilirler.

Tıpkı vücudumuzun sadece stabil düzeyini korumak için her gün on binlerce kez nefes alması gibi verimlilik ve organizasyonel canlılık da düzenli bir çalışmayı ve dengeyi gerektirir. İçerisi ve dışarısı daima birbiriyle ilişkili, bağlantılıdır. Kendi kendine yeten bir yapı bile mutlaka kendisi ve çevresi ile bir alış-veriş dengesi geliştirmiş olmalıdır.

Ekonomik sistemin insanı dışlayarak başarıya ulaşması mümkün değil.

Bu ancak bireylerin  marjinalize olması ve toplumdan dışlanmasıyla sonuçlanıyor. Günümüz dünyasının hızlı değişim dinamikleri, teknolojik gelişmeler ve yapay zekanın hayatımıza girmesi ile geriye döndürülemeyecek bir sürecin içine girdik. Taylor ile başlayan Bilimsel Yönetim’den bugüne kadar insanı sisteme katarak başarılı olmak yolunda pek çok adım atıldı. Danışmanlar, Psikologlar, Sosyal Bilimciler, Örgüt Psikologları, İnsan Kaynakları Uzmanları/Yöneticileri, Analistler ve Sistem Teorisyenleri verimlilik adına insanı hiçe sayan yapıların hem kendi varoluşlarını hem de insanı ve insanlık kültürünü yok etmeye programlı olduklarını defalarca dile getirdiler, getirmeye devam ediyorlar.

Her ne kadar aksine inanmaya çok istekli olsak da yapılan deney ve araştırmalar optimizasyon ve verimliliğin ikramiye ve bonuslarla değil insanlık kültürüne ve insanın binlerce yıllık mirasına uygun bir sosyal ortamla mümkün olabileceğini bize gösteriyor.

Nefes Alan Organizasyonlar yaşayan her organizmanın hücreleriyle ve çevresiyle kurduğu ilişki ile var olduğunu bilir. Tıpkı bizler gibi yaşamın bir bütün olduğunu ve dengenin her nefeste yeniden ve yeniden kurulacağını özümsemiştir.   

Yapay Zeka ve Bizi Bekleyen Günler

Cyborg woman with night sky background

Dönemleri kapatan, yeni bir sürecin habercisi olan toplumsal olayları güç dengelerindeki değişikliklerden ve ekonomik dinamiklerden bağımsız düşünmek, bir parçayı görmezden gelmek, hikayelerde eksik bir nokta bırakmak olur. Toplumsal olaylar, insanlığın kaderini etkileyen buluşlar, fetihler tarihsel çağları kapatıp açsa da yönetim biçimleri, üretim modelleri ve ekonomik modeller toplumsal olaylarla derin bir ilişki ve etkileşim içinde ilerliyor. Hangi devrin ne zaman geçtiğini, bir diğerinin tam olarak nerede başladığını söylemek giderek zorlaşıyor.

Sanayi devrimiyle başlayan işçi sınıfının yabancılaşması ve makineleşmeyle artan üretimde insansızlaşma süreci yeni mesleklerin doğmasına sebep olurken aynı zamanda da mevcut iş potansiyellerinin daralmasıyla sonuçlandı. İhtiyacımızdan fazla tüketmeye odaklı yaşadığımız dünyada, öz kaynakları umursamazca kullanmaya devam ediyoruz ve küresel ısınma gibi insanlığın sonunu getirebilecek sorunları yeterince ciddiye almıyoruz. Kurtuluşu tüketimden alışkın olduğumuz şekilde yeni gezegenlerde bulacağımıza inanıyoruz. Bu sırada yapay zeka ile ilgili çalışmalar hızlanıyor, robotların üstleneceği görevler artıyor, şoförsüz taşıtların ve kendi kendine gidebilen toplu taşıma araçlarının yaygınlaşması bekleniyor. Noah Harari, bundan 20-30 yıl sonra pek çok mesleğin geçerliliğini yitireceğine ve büyük bir işsiz sınıf oluşacağına dikkat çekiyor. 2050’de dünya nüfusunun 10 milyarı aşması beklenirken işsiz sınıfın popülasyonun ne kadarını kapsayacağını şu anda kestirmek zor olsa gerek. Yeni çıkacak mesleklerin, açığı ne kadar kapatabileceğini bilmiyoruz. Yeni ihtiyaçlara göre şekillenecek meslekler için geçiş eğitimlerinin verilmesi, buna uygun eğitim modellerinin geliştirilmesi ve uygulanması zorunlu olacak. Her ne kadar yapay zeka alanındaki ilerlemelere şüpheyle yaklaşılsa da er ya da geç biri düğmeye basacak ve yapay zekanın hayatımızdaki yeri yaygınlaşacak. Bu durumda da yapay zekanın sorgulanamazlığı karşısında insanlar zorlayıcı tecrübeler yaşayacak. Yönetimi datanın analizine emanet etmek ve hangi bulgular, paternler sebebiyle hakkınızda bir karar alındığını bilmemek, bu sorgulanamazlık hali delirtici bir tecrübe olacaktır. Işık Ergüden’in dediği gibi “faili olmayan fiil deliliğin kapısıdır”.

Yapay zekaya teslim olmak dünya çapında artan devlet denetimi, otoriterleşme ve gözetimle birlikte “normal insan” için çok büyük sorunlar doğuracaktır. Sigortanız belli bir yaştan sonra birdenbire belirli hastalıkları, üstelik siz henüz bu hastalıklara yakalanmadan, kapsam dışı bırakabilir. Hastaneler sigorta tarafından karşılanacak masraflarla yaşama ihtimalinizin yüzdesine göre bir ameliyatı onaylamayabilir. Genetik olarak suça yatkınlığınız sebebiyle henüz bir suça karışmadan hapsedilebilirsiniz. Pek çok bilim kurgu dizi ve filminin senaryosu çok yakında gerçeğimiz haline gelebilir.

Her dönem kendi normal tanımını ve hastalıklarını üretir. Bu dönemin neler getireceğini kesin olarak bilmiyoruz ama insanın etik değerleri aşmaya ve kendi sonunu getirecek düğmelere basmaya meraklı olduğunu biliyoruz. “Normalin” değiştiği bu günler 10, 20, 30 yıl sonrasında başımıza gelecekleri belirlediğimiz günler.

İnsanlık kültürünü kalıcı kılan, hep pozitif öğelere odaklanmamızdır. Katil olabilecek 100 kişiden kaçını toplumu kazandırabiliriz? Ruhsal olarak hastalanmaya yatkın kaç kişinin normal bir yaşam sürmesini sağlayabiliriz? İhtiyaç sahibi kaç kişiye eğitim, barınma, gıda yardımında bulunabiliriz? Bu ve benzeri sorular bizlerin zorlu koşullarda var olabilmesini sağlamış olmalı. Sorunlara rağmen var olabilmemiz insanı insan yapan değerler sayesinde, dayanışma içinde yaşayarak çözülmüştür. En korkutucu olan önümüzdeki dönemin değer yargılarının, bu insani parçacıktan yoksun mekanik bir hal alıyor olması. Mekanik bir şekilde datayı analiz ederken “binde birlik bir ihtimal” yapay zeka tarafından önemsenmeyebilir.  Ancak bizim için binde bir ihtimal ölümle yaşam arasındaki farktır. Sürücüsüz araçlarla yapılan testlerde yapay zekanın ikilemde kaldığı durumlarda nasıl seçimler yapacağı araştırılıyor. Kararların insani ve ahlaki boyutu tartışılıyor. Çarpma ihtimali kaçınılmaz olduğunda bir yaya ile araba veya cansız başka bir obje arasında nasıl bir seçim yapacak ve nasıl sorgulanacak?

Elen Musk, Mars’ta kurulacak koloni için hazırlıklarına devam ediyor. Bu kolonide öncelikli hedef koloninin kendi kendine yetebilmesi. Sonraki aşamada ise insanların çalışmasına da imkan tanıyacak bir sistem oluşturmak amaçlanıyor. Tarihsel tecrübelerimiz insanlığa hizmet ve hayatı kolaylaştırmak için başlayan uygulamaların esiri haline gelişimizin hikayeleriyle dolu. Bu veya başka bir koloninin sakinlerinin, şirketin CEO’sunun köleleri haline gelme ihtimali çok yüksek. Başka bir gezegende koloniyi kuran kişinin politik konumu ne olacak? Devletler şirketlerin güçlerini denetlemek ve sınırlamak için ne tür adımlar atacaklar? Gelecek, etik değerlere çok daha fazla ihtiyacımız olacak bir dönemi işaret ediyor; oysa biz giderek bizi insan yapan değerlerden uzaklaşıyoruz.

Demek ki gelecek için önümüzde 7 temel mesele bulunuyor. Bu meselelerle mücadele ederken kendimizi, bildiğimiz dünyayı ve kurduğumuz kültürü yeniden tanımlamamız gerekebilir.

  • Yapay zekanın üzerimizde kurduğu devlet destekli baskıyla nasıl mücadele edeceğimiz,
  • Şirketlerin gücünün nasıl dengelenebileceği,
  • Robotlaşma sebebiyle işsiz kalacak insanların topluma kazandırılması,
  • Geleceğin etik yapılarında insan motivasyonu ve organizasyon modeli,
  • Küresel ısınma, yenilenebilir enerji,
  • Sistem sebebiyle hastalananları korumak,
  • İnsanı insan olarak koruyabilen bir ekonomik model geliştirmek.